hepimiz eyşınız

“her şey ablamın tırnağı ile tuvalet penceresinin kenarına adımı yazması ile başladı. babam kulağımı çekerken ‘baba valla ben yapmadım’ diyordum. ’senin adını ablan yazacak değil ya’ derken babam, ablamın arkadan kıs kıs güldüğünü bilmiyordum.”

çok uzaklara bakmaya gerek yok. hemen yanımızdan geliyor sesi. bu yürek burkan, can acıtan satırlar içimizden birine ait. türk blog aleminin neşeli kızı eysean’a. hayır o böyle şeyler yazacak biri değil, bunları yaşıyor olamaz diyor olmalısınız. malesef..

onun için birşey yapmak istiyorsanız blogunu ziyaret edip eysean’a destek kampanyasına katılın..

3 yorum

sahi bi yutup vardı noldu ona

geçenlerde cem yılmaz youtube ile ilgili bir espri yapmıştı arog filmiyle ilgili konuşurken, çok gülmüştüm. dedi ki filmin çekimlerine 18 ay önce başladık, o zamanlar youtube açıktı düşünün artık.

hakkaten youtube’un açık olduğu zamanları biliriz biz. yeni nesil pek bilmez. ktunnel mtunnel kullanır, ki güvenmiyorum o tarz yerlere virüs fışkırtıyolar fln. bazen lazım oluyor youtube, deniyorum. anlamıyorum telekomdakilere lazım olunca açıyolar mıdır nedir. bi bakıyorum açık bi bakıyorum kapalı.

keşke günde 1 saat fln açsalar. hatta iyi hali tespit edilen kullanıcılara daha fazla. iyi hal kağıdı alırız muhtariyetten. aylık internet geçmişimizi inceleyip bir süre belirlerler. görülen luzüm üzerine 52 dakika izin verilmiştir. bu siteleri gelecek ay da görürsem bozuşuruz.

10 yorum

diziler, diziler, diziler..

2008′i bitirmek üzere olduğumuz şu günler itibariyle yurtdışı kaynaklı dizi takipçileri olarak sıkıntıdayız. bunun bir nedeni sezona erken giriş yapan dizilerin bitmesi veya biteyazmasıyken, diğer nedeni de noel tatili. amerikanların bizimkiler gibi bayrama özel bölüm yapmaca gibi bir huyu da olmayınca bu dönemi dizisiz geçiriyoruz. 

lost‘u takip ettiğim kamuoyunun malumu. 19 ocakta yayınlanacak 5. sezon 1. bölümü sabırsızlıkla bekliyorum. 19 ocak pazartesiye geldiğine göre salı günlerini lost izleme, araştırma ve anlatma günü ilan edeceğiz. yeni bölümü izleyip kendimi lostpedia’nın şefkatli kollarına atmayı özledim.

netten indirip izlemeye başladığım ilk dizi lost oldu. sonra prison break‘i cnbce’den beklemeyip indirmeye karar verdim. 2008 sezonuna erken giren dizi geçtiğimiz hafta final öncesi ara verdi. baharda 2 saatlik bir final yapıp sezonu bitireceği söyleniyor ama ben sezonun değil artık dizinin bitmesini umuyorum. çok karıştırdılar abi be, komplo da döneklik de bi yere kadar.

favorilerimden biri de çok bilinmediğini farkettiğim dexter. ilk 2 sezonu e2‘de yayınlandı. anladım ki e2 çok izlenmiyor, çünkü kime söylesem dexter’ı bilmiyor. oysa çok delikanlı çocuktur dexter morgan. miami polisinin kan laboratuarında çalışır, dna incelemeleri yapar.  şehirde yeni bir cinayet işlendiğinde giderler hemen ceseti incelerler. dexter’ın cinayet hakkındaki yorumları genelde çok başarılıdır. çünkü kendisi boş zamanlarında polisin yakalayamadığı veya yakalayıp delil yetersizliğiyle serbest bıraktığı suçluları öldürür. o yüzden tecrübelidir. dexter sezonu en erken biten dizilerden biri sanırım, belki de en erken bitireni. 2 sezonluk daha anlaşması olduğu söyleniyor. heyecanla bekliyoruz.

house md diğer bir dizim. 5. sezonundayız ve ocak ayının ortasına kadar tatildeyiz. çok fazla bir heyecan, merak, gerilim, romantizm, vs. unsuru içermeyen bir yıl yaşıyoruz. house diğer diziler gibi değil, cnbce’de without a trace izler gibi izliyorum onu. yeni bölümü 1 hafta bekletebiliyorum mesela. 

how i met your mother da öyle. cnbce’den izlemek daha keyifliydi sanki. little mosque on the prairie ise tvden izlemek mümkün olmayan bir dizi. kanada’da yaşamıyorsanız tabi. kısaca konusundan bahsediyim, çok bilen olduğunu sanmıyorum. dizi kanada’nın trtsinde yayınlanıyor ve mercy isimli bir kasabadaki müslüman cemaati anlatıyor. müslümanlara karşı önyargılı bakışlar ti’ye alınıyor, yanlış anlaşılmalar tatlıya bağlanıyor, müslümanların yaşadıkları kişisel sorunlar komik bir şekilde anlatılıyor. yabancı bir tvden böyle bir dizi beklemezdim şahsen. bu arada altyazısı ingilizce. 

netten indirip düzenli olarak takip ettiğim diziler bunlar. bir de takip etmek istediklerim ama edemediklerim, takip edeceklerim, cnbce’de yayınlanan bölümlerini yarım yamalak izleyip ekşi sözlük’te hakkında yazılanları okuduklarım var. 

eli stone‘u izlemek istiyorum ama altyazı ingilizce olduğu için izleyemiyorum. konusu hukuk olduğu için dili ağırmış, lacking öyle dedi, anlayamazsın dedi, eziksin dedi :p e yap türkçe altyazısını izleyelim o zaman :)

heroes yarım yamalak izleyip tüm spoilerlarını okuduğum dizilerden. n.nahnu kızacak belki ama saçma bulduğum için bu kadarıyla yetiniyorum :) bir sezon uğraşıp sylar’ı öldürmeleri ama adamın her yeni sezon başında tekrar canlanması, sıkıştıkça yeni süper kahramanlar icat etmeleri, çekişmeli geçen bir basketbol maçı gibi sürekli birşeylerin değişmesi ve kahramanların taraf değişmeleri fln saçma geliyor, gayriciddi buluyorum. 

ocak ayından itibaren takip etmek istediğim dizi ise battlestar galactica. cnbce’de yayınlanan çoğu bölümünü izledim. son sezon finali dahil. o yüzden konuya hakimim. son bölümde insanlar ve cylonlar birlikte dünya’ya inmiş, harap olmuş bir yeryüzü bulmuştu. şimdi geri dönüp uzayda yaşama devam etmelerini bekliyorum :)

of, amma da uzun yazdım.

16 yorum

imdat, yine mi kar

daha önce bir yazımda söylemiştim diye hatırlıyorum. gmail hesabım sürekli açık olur ve spam klasörünü koyu gördüm mü dayanamam girer anında silerim. bugün hiç silmedim. dedim bakalım 24 saat dokunmayım kaç spam gelecek. 18 tane geldi. şimdi silicem çünkü gün bitti. iftarı bekleyen sigara tiryakisi gibi hissediyorum kendimi.

bu arada dışarıda kar yağıyor, yılın ilk karı, ve ben arapça bir dans müziği dinliyorum kulaklığımla. kafamı sallamak istiyorum tempoya uygun olarak ama annem ve babamın görüş alanındayım. mahalle baskısı engel oluyor bana. maakya habibi nefsiniii..

12 yorum

sabah cefası

ebeveynim saolsun, her sabah kahvaltısında çayımı içip kalkana kadar trt’nin sabah programını izlemek zorunda kalıyorum. ben olsam en kötü ihtimalle cnbce açar ekonomide neler olup bittiğine bakarım ama annemler böyle istiyolar. zaten en fazla 15 dakika masada kalıyorum ne olacak diyip ses çıkarmıyorum ben de.

ama çok gıcıklar be. hani seda sayan fln izlemiyolar bari diyebilirsiniz, trt’nin ki seviyelidir diyebilirsiniz. ama konsept değişmiyor ki. çok konuşan doktorlar çıkıp stand up yapıyorlar kendi çaplarında. saçma hareketler yaptırıp güya bioenerjilerini topluyolar. şarkılar söylenip gülünüyor, el sallanıyor. programın sunucusu her şarkıda aynı yüz ifadesini takınıyor, ne geniş müzik zevki varmış anlamadım.

ha bir de parayla tutulduklarına inandığım konuklar var. çoğu kadın, orta yaş üstü özellikle. bazen gençler de görüyorum, para için insan neler yapıyor diye düşünüyorum. neşeli şarkılarda el sallıyorlar, damar olanlarda ağlıyorlar. doktor bi hareket yaptırdığında çoğu talimatlara uyuyor. denilenleri yapmayanları içimden alkışlıyorum. sinir olup kalkıyorum masadan. bak şimdi annem ve babannem hala izliyor ve doktor bağıra bağıra bişeyler anlatıyor. yine kansere çare fln buldu galiba.

ha bu programın iyi yanları yok mu? var. bi kere cuma günleri cemalnur sargut diye bir kadın çıkıyor, mevlana uzmanı. yaşına rağmen program boyunca konuşuyor hikayeler anlatıyor. her şarkıda aynı yüz ifadesini takınan sunucu kadın cuma günleri saygılı moda geçip efendi efendi dinliyor. reklamlar anonsunu bile ölüm allahın emri, yapacak bişey yok havasında söylüyor.

bir de, bi adam var ismini branşını bilmiyorum ama güzel konuşuyor. psikolog olabilir.

12 yorum

sinir

39 mb boyutundaki dosyayı rapidshare benzeri bir oluşuma upload edip sonunda üzgünüz maximum dosya boyutu 30 mb olmalıdır uyarısı almak çok sinir bozucu. çok. o değil de kuzen benden link bekliyor yarım saattir şimdi köpürecek.

bir de teknoloji gelişti derler. hani daha yükleme bitmeden dosya boyutunu bilemiyosunuz.

18 yorum

hepi kırismıs

bunu daha önce de yazmış olabilirim ama emin değilim, kim arayacak.

bir yurtdışı kaynaklı dizi takipçisi olduğum ve takip ettiğim diziler amerikan yapımı olduğu için her yıl sonu noel bölümleri izliyorum. gerçi lost ve prison break’in böyle adetleri yok ama diğerlerinde noel bölümü olmazsa olmaz. mesela bugün house md’ninkini izledim. geçen sene bu günlerde izlediğim bölümünü hatırlıyorum da aynı şeyler o zaman da vardı. bölüm süper bitmişti, herkes mutlu olmuştu fln. sonra doktor house binadan çıkarken giriş noel kutlayan insanlarla doluydu vs. bu sene de kutner çıktı binadan. sonra gitti güzel bişey yaptı. tipik noel hareketleri bunlar.

las vegasda da oluyor bu, without a tracede de oluyor. hepsinde aynı noel sahneleri. bir türlü geliştiremediler kendilerini. noeli haftasonuyla birleştirip 9 gün tatil yapalım onda da deniz kenarına gidelim diyemediler. noel baba şapkası giy, hayatın ne kadar güzel olduğunu farket, birilerine iyilik yap. nası bi şapkaysa bu, özel güçleri olmalı.

bir de şunu farkettim. bu tür bölümlerin finalinde hava kararmış olur hep, insanlar evlerine dağılmaktadır. birbirlerine mutlu noeller diyip gülücük atarlar. o sırada kamera pencereden dışarısını gösterir. kar yağmaktadır lapa lapa. şimdi amerikada kar var mı acaba, bilen gören? türkiyede yok ama. eskiden, ben çocukken, aralık ayında kar olurdu. hatta kasımda fln yağardı. amerikayı bilemiyorum. ama artık küresel ısınma var, dizilerin buna göre değişmesi lazım. kar yağmayan noel kutlayabilmeli bu insanlar.

21 yorum

bu konuda hassasım

ilk olarak geçtiğimiz günlerde bir sabah kahvaltısı sırasında samanyolu tvdeki ayna programını izlerken aklıma gelmişti. hani saim orhan‘ın zanzibar yakınlarındaki bir adada bulunan dünyanın en yaşlı kara kaplumbağalarını anlattığı program. bir sürüydüler, kocaman kocaman. tanesi yaklaşık 300 kg olduğu söylenen tosbaların kabukları ütülendiğinde bi salonu dolduracak halı büyüklüğündeydi. en yaşlısının 150 yaşında olduğunu söyledi saim orhan vurgulayarak ve bağırarak. gıcık oluyorum o adama. neyse, 108 taneydi sanırım, kaplumbağaları izlerken içim parçalandı. düşünsenize 150 yıldır yaşıyordu, nasıl sıkılmasındı. yaşadıkları adayı gezmeye kalksalar o cüsseyle sahili dolaşmaları haftalar sürebilirdi. tv yok, internet yok. habire yeşillik yediriyolar, farklı bir lezzet yok.

sonra unutmuşum ben bunu. demin cnn türkte dünyanın en yaşlı kablumbağasıyla ilgili haberi görünce duygularım ayyuka çıktı, içim aynı yerlerden tekrar parçalandı. habere göre 176 yaşındaki galapagos kaplumbağası jonathan 1900 yılında çekilen fotoğrafına göre hiç değişmemiş. yuh dedim, nerde bu birleşmiş milletler, nerde bu unesco. biri bişeyler yapmalı bu tosbalar için.

22 yorum

gezdiğin gördüğün senin olsun, bana yediklerini anlat

birinin güzel yerleri gezip oranın yemeklerini tanıttığı ve tattığı programların hastasıyım. kıskanarak izliyorum. cnn türk’de mehmet yaşin‘in sunduğu yol üstü lezzet durakları ve star tv‘de hakan’la geziyorum programları favorim. ikisini de görünce ayrılamıyorum. mehmet yaşin biraz daha yöresel takılıyor, misal van’a gidip oraya has garip bir çorbayı gösteriyor uzun uzun. ama hakan daha popüler lezzetlerden yana, kebabını baklavasını veya bunların muadili ne varsa onları ön plana çıkarıyor.

dobişko ile yoğun bir şekilde haşır neşir olmamdan kelli bu tür programlarla ilgim tanıttıkları yemeklere olan merakımdan daha fazla oluyor. bir de mekan görmek, tanımak var. madem gezemiyoruz göremiyoruz, gezip görenleri izleyelim de bir altyapımız olsun gibi bir düşünceyle.

ama benim de hayalimde hakan’la geziyorum isimli bir program yapmak var. programı ben sunarım, kuzenim hakan arabayı sürer. hakanla geziyorum derim ben de. süper olur. siz ne dersiniiiz? evet evet, olur.

4 yorum

bişey sorcam

kalbini sevip kırmızı giyen var mı aranızda?

yok di mi? okuyucu kitlem içinde böyle saçma bir reklamdan etkilenenlerin bulunması beni üzerdi. bu arada, bi saniye ya ne reklamı diyenler olabilir. becel reklamı.

14 yorum

« Önceki Yazılar